Bir satranç ustasını izlediğinizde dikkatinizi çeken ilk şey, sürekli saldırıyor olması değildir. Hatta çoğu zaman tam tersidir. Rakibi bir taş tehdit ederken o, sessizce başka bir kareyi korur. İlk bakışta önemsiz gibi görünen bu hamleler, oyunun kaderini belirler. Çünkü satrançta her kare aynı değerde değildir. Bazı kareler vardır ki onları kaybettiğiniz anda bütün planınız çöker. Usta oyuncular bunu bilir. Bu yüzden yalnızca kazanacakları alanları değil, kaybetmemeleri gereken alanları da büyük bir titizlikle savunurlar. Belki de satrancın hayata bıraktığı en derin izlerden biri tam da burada saklıdır. İnsan da aslında savunduğu değerler kadar vardır.
Bugün çoğumuz başarıyı sahip olduklarımızla ölçmeye alıştık. Daha büyük bir ev, daha yüksek bir maaş, daha prestijli bir makam, daha fazla takipçi ya da daha geniş bir çevre... Oysa bunların hiçbiri tek başına bir insanı anlatmaz. Çünkü insanı tanımlayan şey kazandıkları değil, kaybetmemek için mücadele ettikleridir. Bir satranç oyuncusunun hangi kareleri koruduğuna bakarsanız stratejisini anlarsınız. Bir insanın da hangi değerleri korumak için emek verdiğine bakarsanız karakterini tanırsınız. Kimi insanlar zamanlarını savunur. Herkese yetişmeye çalışmazlar. Çünkü bilirler ki geri gelmeyen tek kaynak zamandır. Kimi insanlar ailelerini savunur. İş hayatında ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar, akşam aynı sofrada oturabilmenin değerini hiçbir unvanla değiştirmezler. Kimi insanlar dürüstlüklerini savunur. Daha kısa yolların, daha kolay kazançların mümkün olduğunu bilirler ama vicdanlarını kaybetmenin bedelinin çok daha ağır olduğunu düşünürler. Kimi insanlar ise yalnızca itibarlarını savunur. Hayatlarını başkalarının alkışına göre şekillendirir, kendi seslerini duyamaz hâle gelirler. Dışarıdan güçlü görünseler de içeride sürekli onay bekleyen kırılgan bir yapı taşırlar.
Satrançta yapılan en büyük hatalardan biri, bütün taşları saldırıya gönderirken geride korunması gereken kareleri unutmaktır. İlk başta her şey yolunda görünür. Rakip geri çekilir, taşlar kazanılır, avantaj elde edilir. Fakat savunmasız bırakılan tek bir kare, bütün üstünlüğü bir anda yok edebilir. Hayat da çoğu zaman böyle işler. Kariyer basamaklarını hızla çıkarken sağlığını ihmal eden insan, aslında en önemli karesini boş bırakmıştır. Daha fazla kazanmak uğruna çocuklarının büyüdüğünü fark edemeyen anne ya da baba, farkında olmadan geri dönüşü olmayan bir alanı kaybetmektedir. Sürekli başarmaya odaklanan ama ruhunu dinlemeyi unutan kişi ise dışarıdan güçlü görünse bile içeride sessizce yıpranmaktadır. Çünkü bazı kayıpların telafisi vardır; bazılarının ise yoktur. Satranç oyuncuları "kritik kare" diye bir kavramdan söz eder. Bazen bütün oyun tek bir kare etrafında döner. O kareyi kontrol eden taraf üstünlüğü ele geçirir. Hayatın da kritik kareleri vardır. Sağlık, aile, karakter, vicdan, güven, dostluk... Bunlardan biri çöktüğünde, yıllarca emek verilerek kurulan birçok başarı anlamını yitirebilir.
Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri, insanlara sürekli daha fazlasını istemeyi öğretmesidir. Daha çok kazan, daha çok çalış, daha çok görünür ol, daha çok tüket... Fakat çok az kişi şu soruyu soruyor: "Bütün bunları elde ederken neyi kaybediyorum?" Belki de gerçek bilgelik, daha fazlasını elde etmekte değil; vazgeçilmez olanı koruyabilmektedir.
Satrançta her taşın bir görevi vardır. Ancak oyunun sonunda geriye dönüp bakıldığında asıl önemli olan, hangi taşın kaç hamle yaptığı değil; hangi değerin ayakta kaldığıdır. İnsan hayatı da böyledir. Ne kadar koştuğumuzdan çok, koşarken hangi ilkeleri koruduğumuz önemlidir. Bu yüzden zaman zaman durup kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Ben bugün hangi kareleri savunuyorum? Çünkü verdiğimiz cevap, yalnızca bugünkü önceliklerimizi değil, yarın nasıl bir insan olacağımızı da belirler. Satranç bize saldırmayı öğretir, plan kurmayı öğretir, sabretmeyi öğretir. Ama belki de verdiği en değerli ders şudur: Kazanmak, her şeyi ele geçirmek değildir. Asıl ustalık, gerçekten değerli olanı kaybetmeden oyunu sürdürebilmektir. Hayatta da bizi tanımlayan şey sahip olduklarımız değil, uğruna mücadele ettiğimiz değerlerdir. Çünkü sonunda herkes aynı soruyla baş başa kalır: Sen hangi kareleri savundun?