İnsan hayatı boyunca sayısız söz duyar. Kimi sözler umut verir, kimi sözler teselli eder, kimi sözler ise geleceğe dair güzel hayaller kurdurur. Bazen öyle cümlelerle karşılaşırız ki karşımızdaki insanın samimiyetinden şüphe etmeyiz. Söyledikleri kulağa mantıklı gelir, duymak istediklerimizi söyler ve bize güven verir. O an için her şey yerli yerinde görünür. Fakat yıllar geçtikçe insan önemli bir gerçeği fark etmeye başlar: Hayat, söylenen sözleri değil yapılan davranışları kaydeder. Aslında insanların kim olduğunu anlamak sandığımız kadar zor değildir. Zor olan, çoğu zaman gerçeği görmek istemememizdir. Çünkü sözler hoşumuza gider. İnsan doğası gereği inanmak ister. Güvenmek ister. Karşısındaki kişinin anlattığı güzel hikâyenin gerçek olmasını ister. Bu nedenle çoğu zaman davranışların verdiği işaretleri görmezden gelir, kelimelerin oluşturduğu dünyanın içinde yaşamayı tercih eder. Oysa karakter, konuşmaların içinde değil, seçimlerin içinde saklıdır.
Yıllardır satrançla uğraşan biri olarak bu gerçeği defalarca gözlemledim. Turnuvalarda bazı oyuncular oyun başlamadan önce büyük bir özgüvenle konuşurlar. Kazanacaklarını söyler, rakiplerinden daha iyi hazırlandıklarını anlatırlar. Bildikleri açılışları, çözdükleri soruları ve çalıştıkları varyantları sıralarlar. Onları dinleyen biri, maçın sonucunun çoktan belli olduğunu düşünebilir. Sonra saat çalışmaya başlar. İlk hamle yapılır. O andan itibaren bütün sözler sessizliğe gömülür. Satranç tahtası kimsenin söyledikleriyle ilgilenmez. Tahta yalnızca hamlelere bakar. Oyuncunun ne vaat ettiği değil ne yaptığı önemlidir. Çünkü satrançta sonuçları belirleyen şey niyetler değil, tercihlerdir. Bir oyuncunun ne kadar iyi olduğunu anlamak için onu dinlemek değil, oynamasını izlemek gerekir.
Hayatın tahtası da bundan farklı değildir. Bir insan dürüst olduğunu söyleyebilir. Fakat küçük bir çıkar karşısında doğrulardan vazgeçiyorsa, onu tanımlayan sözleri değil davranışlarıdır. Bir insan dostluktan bahsedebilir. Ancak zor zamanlar geldiğinde ortadan kayboluyorsa, dostluğu cümlelerinde kalmış demektir. Bir insan size değer verdiğini söyleyebilir. Ancak yalnızca ihtiyacı olduğunda sizi hatırlıyorsa, gerçeği söylediklerinde değil yaptıklarında aramak gerekir. Çünkü insanın gerçek karakteri rahat zamanlarda ortaya çıkmaz. Asıl karakter, bedel ödenmesi gereken anlarda görünür. Herkes şartlar uygunken iyi olabilir. Herkes risk yokken cesur görünebilir. Herkes kaybedecek bir şeyi yokken dürüst davranabilir. Önemli olan, çıkarların devreye girdiği anda hangi tercihin yapıldığıdır. Özellikle özür konusunda bunu sıkça görürüz. Bir insan hata yapabilir. Hepimiz yaparız. Hata yapmak insan olmanın doğal bir parçasıdır. Ancak özrün değeri, kurulan cümlelerde değil sonrasında yaşanan değişimde saklıdır. Eğer aynı davranış tekrar tekrar yaşanıyorsa, özür yalnızca bir formaliteye dönüşür. Çünkü samimiyetin en büyük göstergesi pişmanlık değil, değişimdir. Bu yüzden insanları değerlendirirken tek bir olaya odaklanmak yanıltıcı olabilir. Daha doğru olan, zaman içinde oluşan davranış örüntülerine bakmaktır. Çünkü karakter bir günde oluşmaz. Karakter, yüzlerce küçük kararın, binlerce tercihin ve sayısız davranışın toplamıdır. İnsanlar bazen bir günlüğüne farklı davranabilirler. Bir hafta boyunca rol yapabilirler. Hatta aylarca maske takabilirler. Fakat uzun vadede herkes gerçek karakterine geri döner. Güven de tam bu noktada ortaya çıkar. Güven büyük sözlerle kurulmaz. Etkileyici konuşmalarla oluşmaz. Güven, zaman içinde biriken küçük doğruların sonucudur. Verilen sözlerin tutulmasıdır. Kimsenin görmediği yerde de aynı insan olarak kalabilmektir. Çıkarın bittiği yerde bile sadakati sürdürebilmektir. İşte bu nedenle güven kazanmak yıllar sürerken kaybetmek bazen yalnızca birkaç dakika sürer.
Modern dünyada insanlar konuşmaya her zamankinden daha fazla önem veriyor. Sosyal medya, televizyon ve günlük yaşam sürekli sözlerle dolu. Herkes ne düşündüğünü anlatıyor ne hissettiğini açıklıyor ve kendisini tanımlamaya çalışıyor. Ancak bütün bu gürültünün arasında unutulan önemli bir gerçek var: İnsanları tanımak için söylediklerini dinlemek yetmez, yaptıklarını izlemek gerekir. Çünkü niyetler gizlenebilir. Kelimeler özenle seçilebilir. Maskeler ustalıkla taşınabilir. Fakat davranışlar er ya da geç gerçeği ortaya çıkarır. Satranç tahtasında oyun bittiğinde geriye yalnızca hamleler kalır. Kimsenin ne söylediği hatırlanmaz. Hayatta da yıllar sonra aklımızda kalan şey insanların bize söyledikleri değil, bize nasıl davrandıklarıdır. Sözler etkileyebilir, büyüleyebilir, umut verebilir. Fakat gerçeği anlatan daima davranışlardır. Çünkü hamleler yalan söylemez.